Bu site, ilim adamları, akademisyen, araştırmacı, yazar ve
öğrencilere hizmet vermek üzere tasarlanmıştır. İslamî temel
kaynak eserlerin son ve tahkikli baskılarını ve kaleme alınan
ilmi eserleri bu sayfada bulabilirsiniz.  Hedefimiz; arapça
islamî eserleri sitemiz vasıtasıyla en ucuz fiyatla temin ederek
okuyucuya hizmet etmektir.



Anasayfa

AHLÂK İMÂN İLİŞKİSİ

E-posta Yazdır
AHLÂK İMÂN İLİŞKİSİ
صلة الاخلاق بالعقيدة و الايمان
Sılatu'l-Ahlâk bi'l-'Akîde ve'l-Îmân
سليمان بن صالح الغصن
Suleymân b. Sâlih el-Gusn

 

Birincisi:

Muhakkak ki Tevhid’in gerçekleştirilmesi ve imanın kemale erdirilmesi sadece büyük şirkten sakınılarak elde edilmez. Bilakis inanca ters düşen her şeyden sakınılarak, Tevhid ve imanın kemaliyetini bozan ve lekeleyen; nifak, küfür ve şirkin büyüğünden ve küçüğünden kaçınmakla, bid’at ve günahlardan sakınmakla, zahirî ve batınî farzları eda etmekle olur.

Müstehab olan imanın kemaliyeti ise ancak müstehabları, diğer sünnet ve ibadetleri yerine getirerek ve yine bunları ihlal eden söz ve fiilleri terk etmekle gerçekleşir.

Müslüman kişi Allah’a ne kadar çok boyun eğerse, yerine getirdiği iman hasletleri ve İslâm Ahkâmı miktarınca da imanı artar ve çoğalır.

İkincisi

Sabûnî Akîdetu’s-Selef ve Ashâbi”l-Hadîs adlı kitabında, hadis ehlinin inancı konusunu anlatırken şöyle der:

‘Gecenin bir bölümünde uyuduktan sonra gece namazı kılmayı, sılâ-ı rahîm yapmayı, selâmın yayılmasını, yemeğin yedirilmesini, yoksul, fakir ve yetimlere merhamet edilmesini, Müslümanların işlerine ehemmiyet gösterilmesini, yeme, içme, giyim, kuşam, nikâh ve harcamalarda sadeliği, iyiliği emredip kötülükten alıkoymayı ve hayırlı işlerde acele etmeyi birbirlerine tavsiye ederler. Allah için sever ve Allah için buğz ederler. Allah hakkında münakaşa ve kavgadan sakınırlar.’[1]

İmâm Beyhakî, Müslümanın güzel ahlâkından bahsederken şöyle demektedir:

‘Müslüman, insanlar arasındaki muamelede müsamahalı davranır. Başkaları ona gerektiği gibi davranmasalar da o başkalarına gerektiği şekilde davranır. Belki hastalandığında ziyaretine gelinmez, yolculuktan gelir ziyaret edilmez, selâm verir cevap verilmez, ikram eder, ama kendisine iade edilmez, şefaat eder kabul edilmez. Yine iyilik eder teşekkür edilmez, bir topluluğa girse yer verilmez, konuşur dinlenilmez, izin ister verilmez, evlenmek için talip olur ama evlendirilmez, borcunu erteletmek ister müsaade edilmez. Borcundan bir kısmının affedilmesini ister, kabul edilmez. O buna benzer şeyler için kızmaz, cezalandırmaz, nefsinde ona karşı çirkin ve kaba davranıldığı duygusuna kapılmaz.

Bir misliyle karşılık vermek için fırsat bulduğunda bunu yapmaz. Yani kötülüğe kötülükle karşılık vermez. Bilakis bütün bunları gizler, içine atar ve daha güzel, daha hoş, daha üstün bir tavırla karşılık verir.

Kendi üzerine düşenleri ise yerine getirmeye devam eder. Müslüman kardeşi hastalandığında ziyaret eder. Başkasına aracı olması istendiğinde aracı olur. Borcun ertelenmesi istendiğinde erteler. İyilik yapması için kendisine ihtiyaç olduğunda yardıma koşar, alışverişte müsamahalı davranması istendiğinde bunu yapar. Kendisine yapılan kötü muamele ve davranışı ölçü olarak değil, iyilik ve güzelliği imâm edinip, ona göre davranır ve edindiği bu yoldan da ayrılmaz.’[2]



[1] İmâm İsmâ‘îl es-Sabunî, Akîdetu’s-Selef ve Ashabi’l-Hadîs (1/131 Mecmû‘atu’r-Resâ’ili’l-Munîriyye ile birlikte).

[2] Kazvînî, Muhtasaru Şu‘abi’l-İmân (sy. 201-202).